hasan's profileALPASLAN ÇETİNERPhotosBlogGuestbookMore Tools Help

ALPASLAN ÇETİNER

PINARBAŞI KÖYÜ KUTLUOBA KÖYÜ

PowerToy: Custom HTML

hasan çetiner

Custom HTML

No content has been added yet.
Turk Bayrağı
Photo 1 of 16
February 09

ÇANAKKALE

Atık.shs VARDAMI GİTMİYORSUNUZ)

HAYDİ GİDİN KARDEŞİM SİZDE GİDİN İMKANI OLANLAR GİTSİN (HANİ MEKKE VE MEDİNEYE GİDEBİLMEK ENBÜYÜK ARZUMUZDUR BELKİ O KUTSAL TOPRAKLARI GÖREBİLMEK BİRAZDA İMKAN MESELESİ YA ÇANAKKALE GİDEBİLİRİZ ASLINDA)...

RASÛLULLAH ÇANAKKALE'DE (ibretle sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum)

 

 

 

 

 

Resûlullah Çanakkale'deki asker evlâtlarının yardımına gitmişti

Tarihler 1928 yılını göstermektedir. Osmanlının son devir âlimlerinden, ilmi ile amil Alasonyalı Cemal Öğüt Hocaefendi hacca gider. Cumhuriyet yeni kurulmuş, hızlı bir değişim yaşanıyor, Çanakkale savaşının üzerinden de on yılı aşkın bir zaman geçmiştir.

Cemal Öğüt Hocaefendi Mekke'deki vazifesinin tamamladıktan sonra Medine'ye gider. Medine'de her zamankinden fazla kalır. Bu esnada Osmanlı coğrafyasının değişik bölgelerinden gelen hacılarla istişarelerde bulunur. Osmanlı devleti yıkılmıştır, Osmanlı'dan geri kalan toprakların büyük çoğunluğu ya işgal altındadır ya da sömürge durumuna düşmüştür.

Cemal Öğüt Hocaefendi vaktinin çoğunluğunu Mescid–i Nebevî'de geçirir. Bu arada Efendimizin türbesindeki görevlilerle yakınlık hâsıl olur. Hiçbir dünyalık beklemeden, sadece Resûlullah'a sevgi ve muhabbetinden dolayı türbeye hizmet eden bu güzel insan da Cemal Öğüt Hocaefendiye yakınlıkduyar ve güzel bir dostluk kurulmuş olur.

Cemal Öğüt Hocaefendi türbedarla yaptığı sohbetlerde bir şey dikkatini çeker. Türbedar Osmanlı devletine son derece bağlıdır, hatta o kadar ki Osmanlı adı geçtiği yerde muhakkak bir hürmet ifadesi belirtisi gösteriyordu. Bu nuranî ihtiyarın Osmanlı'ya bu derece bağlı ve hürmetli olması Cemal Öğüt Hocaefendinin merakımı celbeder, bir gün sorar:

"Sizde Osmanlı'ya karşı derin bir sevgi ve muhabbet görüyorum, bunun özel bir sebebi var mı?" Nurani ihtiyar derin bir düşünceye daldı, kısa süre sonra başını kaldırdı ve şöyle dedi:

"Allah ve Resûl'ünün muhabbeti, Osmanlı'yı sevmemi gerektirir." Cemal Öğüt Hocaefendi bu açıklamadan pek bir şey anlamaz. Anlamadığı da zaten yüz hatlarından anlaşılmıştır. Türbedar pek fazla bilgi vermek niyetinde değildir, ancak Cemal Öğüt Hocaefendi bir şeylerin olduğunu anlar ve ısrar eder. Nur yüzlü ihtiyar anlatmaya devam eder:

"Osmanlı'yı sevmem için şu anlatacağım hâdise yeter de artar bile."

1915 senesinde Medine'de başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır.

1915 yılının hac mevsimi idi. Her hac mevsiminde olduğu gibi, dört bir yandan mü'minler geliyordu, bu gelenlerin içinde Hindistan ulemâsından, âlim, zahit, keşfi açık gerçek bir Allah dostu da bulunuyordu. Bu Allah dostu ile sizinle olduğu gibi yakınlık oluştu, sohbetine katıldık. O kadar güzel sohbetleri oluyordu ki, kendi ağlıyordu, dinleyenleri de ağlatıyordu. O zamanlar Osmanlı'nın çok sıkıntıda olduğu zamanlardı, ehl–i küffar, İslâm'a karşı saldırıya geçmiş, Payitahtta Çanakkale Boğazı'nda büyük savaş oluyordu.

Hindistanlı âlimde bir şey dikkatimi çekmişti, sohbetlerinde ağlıyor, namazlarında ağlıyor, yolda yürürken bile gözünden yaş eksik olmuyordu. Ağlamadığı zamanlar bile devamlı hüzünlü idi. Merakım artıkça artı ve bir gün kendisine bunun sebebini sordum:

"Efendi! Bu mübarek yerdesin, gözün gönlün açılacağı yerde devamlı ağlıyorsun, ağlamadığın zamanlarda yüzünde hüzün var, bunun sebebi, hikmeti nedir?" Beni yayına oturttu, gözlerindeki yaş damlaları daha da hızlanarak akmaya başladı. Sonra yaşlarını sildikten sonra bana dedi ki:

"Ben uzun yılların hasreti ile çok uzaklardan buralara geldim. Ben Kâinatın Efendisi'nin kokusunu, ruhaniyetini Hindistan'dan alırdım. Şimdi buralara geldim, Efendimin kabr–i şerifi başındayım, ama Hindistan'da aldığım feyiz ve nuranîliği burada bulamadım. Bu ne hâldir diye düşünüyorum, acaba bir günah mı işledim, bir suçum mu var? Efendim benim üzerimden himmetini çekti mi? Ya da Efendim, burada değil, burada olsa onu hisseder, onun ruhaniyetinden bereketlenirdim. Bu hâl beni perişan etti… Ağlamamın sebebi budur."

Türbedar bu Allah dostunu dikkatle dinledi, ancak o da bu işe ne bir yorum getirebildi, ne de bir şey diyebildi. Ancak nur yüzlü türbedarın da kafası karışmıştı. Bu Hindistanlı âlimin, yalan söyleme, abartı yapma gibi bir durumu söz konusunu değildi. Son derece samimî bir hâl içindedir. Hindistanlı âlimin söylediklerine yabancı değildi. Her hac mevsiminde değişik bölgelerden gelen Allah dostları ile karşılaşır, onları Allah Resûlü'nün ruhaniyeti ile nasıl bağlantılar kurduklarını bilirdi. Bu Hindli âlim de onlardan biri idi, türbedarın bunda zerre şüphesi yoktu. Peki, bu âlimin söyledikleri nasıl açıklanacaktı?

Yaşlı türbedar gündüz dinlediklerinin etkisinde kalmıştı, gece yatağına yattığında da kafasındaki soru işaretleri gitmemişti.

Sabah namazına kalkmadan önce türbedar bir rüya görür. Rüyasında Kâinatın Efendisini görür. Nur yüzlü türbedar, edebinden Efendimize bir şey soramaz. Dün yaşananlar aklına gelir, bir şey diyemez. Türbedarın düşüncelerine Kâinatın Efendisi cevap verir:

"O kardeşimin hissettiği doğrudur. Ben her zamanki makamımda değilim, birkaç zamandır Çanakkale'deyim… Çok zor durumda bulunan kardeşlerimi yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Onlara yardım ediyorum…"

Hindistanlı âlim, Allah dostunun vaziyeti anlaşılmıştı. Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Efendimiz bulunduğu makam itibariyle, bir anda birden çok yerde bulunamaz mı? Elbette bulunur, başta Hızır Aleyhisselâm'ın ve Allah'ın veli kullarının bulunduğu gibi. Buradaki, hâdise birine gösterirler, ondan da herkese duyururlar mahiyetindedir.


Yetiş ya Muhammed Kur-an’ın elden gidiyor!

Çanakkale en zorlu günlerinden birini geçiriyor. Küffar ordusunun askerleri ilk defa karaya ayak basmıştır, ellerindeki üstün silah ve teçhizatla saldırıya geçerler. O zamanlar Osmanlı'nın müttefiki olan Almanya ordusuna mensup bazı subaylar da cephede bulunmaktadır. Şimdi bu subaylardan birine kulak verelim.

Alman Subay Sanders anlatıyor:

Çok dehşetli bir saldırı karşısında kalmıştık. Karaya çıkan İngiliz askerlerini gemiden top atışları ve makineli tüfekler destekliyordu. Bulunduğumuz siperlerden değil hareket etmek, en küçük bir hareket belirtisi bile onlarca mermiyi hemen o hareket noktasına çekiyordu.
Mevzilerden elini kaldıranın eli, miğferini kaldıranın miğferi parçalanıyordu. Böyle bir sağanak altında çaresizlik içinde beklemekten başka bir şey yapamıyorduk.

Bu şekilde ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Birden bulunduğum yerden yaklaşık on beş metre uzağımızdan korkunç bir ses geldi. Sesle birlikte bir Türk askeri siperden kalktı, düşmana doğru koşmaya başladı. Hem koşuyor hem kollarını sağa sola sallıyor, hem de sesi çıktığı kadar bağırıyordu. Yanımda bulunan tercümanıma dedim ki:

–Şu koşan asker ne diyor?

–Komutanım! "Yetiş ya Muhammed Kitabın elden gidiyor!" diye bağırıyor.

Böyle bir manzarayı tarih görmemiştir. Asker sanki üzüm toplar gibi düşman mermilerini elleriyle topluyordu. Onu gören diğer askerler de siperlerinden hareketlendi ve o anda çok çetin bir savaş başladı. Kısa zaman sonra karaya çıkan İngiliz birliğinden geriye yerde yatan asker cesetlerinden başka bir şey görünmüyordu

ŞEYH EDEBALİNİN ORHAN GAZİYE VASİYETİ

"Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va'dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı'yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...

KARŞILAMA

DOST MUSUN? OYLEYSE CANIN CANIMDIR
Aynan olmaliyim...
Yuzune soyleyebilmeliyim her seyi...
Hem sakinmadan, mertce...
Hani bilirsin, esirgemem lâfimi,
Ne sekil gelirse, oylece...
Hazirim tum ictenligimle konusmaya, ama,
Seni de dupduru isterim karsimda...
Dostsan,
Gozlerimin icine baka baka yaka silk benden!
Arkamdan sikayetlenme!
Yigit ol! Gerekirse yigitce azarla, cekinme!
Lâf degil, icraat beklerim senden!
Oyle bak ki, hislerini gorebileyim...
Oyle hisset ki, guvenle bakabileyim...
Sevmem, olenin ardindan agit yakmayi!
Dil donerken soylenmeli her sey...
Kulak duyarken anlatilmali...
Goz bakarken bakmaliyim sana...
Can sag iken sarilmali...
Keskelere meydan vermemeli hayatim,
Pismanliklarla yogrulmamali....
Hayir!
Dirime selâm vermeyen,
Olume de fazla yaklasmasin!
Dostsan, olmemi bekleme!
Hakliysam, yasarken savun beni!
Yasarken yanimda ol!
Inanmissan bana, kimse cevirmesin seni yolundan!
Ve inanmamissan, sakin rol yapma!
Her soyledigimi onaylaman sart degil...
Her yaptigimi begenmen de gerekmez...
Dostsan, rahatca elestir, fikrini rahatca soyle, sikilma!
Yadirgayabilirsin beni,
Ve ben de seni tuhaf bulursam sasirma...
Kandirmani aslâ kabul edemem!
Her dedigini, her yaptigini hos gorurum, ama,
Beni, bana sormadan yargilama!
Her yedigimiz ayni olmaz belki,
Her dakikamiz birlikte gecmez...
Her guldugunde gulmeyi garanti edemesem de,
Agladiginda seninle birlikte oturup aglarim...
Belki her cagirdiginda gelemem fakat
Derdine ortak ararsan, kosarim...
Ben de herkes gibi insanim elbet,
Ne goklere cikar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin isin bu degil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gok arasinda...
Dostsan,
Kucumsemeden, kufretmeden,
Sevgiyle, saygiyla ve huzurla gel sokagima...
Dinlenmek istediginde, hic dusunme, sana ozel bir limanim,
ama...
Yoruldugum zamanlarda,
Diledigimce siginabilmeliyim koylarina...
Seni bir cocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz...
Ugruna seve seve hesabi sasiririm...
Gormezden gelebilirim yanlislarini...
Baskalari enayilik sayabilir,
Baskalari akilsizligima yorabilir,
Bunlari dert bile etmem, ama,
Sen, aslinda aptal olmadigimi,
Her an, tekrar tekrar hatirla!
Ve sakin beni aptal yerine koymaya kalkisma!
Seviyorsan, cimrilik etme, soyle!
Muhabbeti varken, yokmus gibi yapanla,
Hic sevmedigi halde, yilisip durana sinir olurum!
Neyse, o olmali insan...
Kendisi olmaktan korkmamali!
Kendisi olmaktan kacmamali!
Bil ki, sensin diye seni birakmam, ama,
Ben oldugum icin birakirsan beni,
Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Odemeyeceksen cikma yola!
Icten pazarlik edersen, ancak kendine edersin...
Kendince kuser barisir, kendi kendini yersin!
Dostsan, mevsimince yag...
Kissan kar ol, guzsen yagmur...
Soguguna, sicagina, esip savurmana itiraz etmem,
Senden, ille de bahar olmani beklemem, ama,
Dayanmalisin en siddetli firtinalarima...
Belki de cok geldi bunca talep...
Bana karsi hicbir mecburiyetin yok, korkma...
Sana fazla geldigim ilk anda,
Arkana hic bakmadan, donup gidebilirsin...
Gecip gidebilirsin, borcluluk hissetmeden...
Mutlaka bir aciklama da beklemem senden, ama
Gitmeye davranirsam bir gun,
Sen de karsimda set olma!
Dost musun?
Oyleyse, canin canimdir,
Yoluna bas koymaya hazirim ya,
Basini da yollarimda isterim, unutma!

PINARBAŞI KÖYÜ

PINARBAŞI KÖYÜ BAYRAMİÇE 11 KM UZAKLIKTA OLUP 160 HANE VE 410 NUFUSLU ŞİRİN BİR KÖYDÜR.GEÇİMİNİ HAYVANCILIK VE TARIMLA SAĞLAMAKTADIR.İSMİNİ KÖYÜN İÇİNDEN ÇIKAN PINARLARDAN ALMAKTADIR.MUHTAR CAHİT ÖZTÜRKTÜR.

KUTLUOBA KÖYÜ

A target="_blank" href=http://kutluoba17.spaces.live.comKUTLUOBA KÖYÜ BAYRAMİÇ İLÇESİNE 4 KM UZAKLIKTA OLUP110 HANE VE 272 NUFUSLU BİR KÖYDÜR.GEÇİMİNİ HAYVANCILIK VE TARIMDAN SAĞLAMAKTADIR.BAŞTA GELEN ÜRÜNLER ZEYTİN VE ELMADIR.HAYVANCILIKTA SAANEN KEÇİLERİ ÖNEMLİ YER TUTAR.MUHTAR HASAN ÇETİNER DİR.KÖYÜN ZEYTİN YAĞ FABRİKASI KÖYE ÖNEMLİ GELİR SAĞLAMAKTADIR.ÇANDIR MESİRE YERİ ÖZELLİKLE GÖRÜLECEK MESİRE YERİDİR.ZAMANINDA KİREÇ OCAKLARI İLE TANINMAKTAYKEN TEKNOLOJİYE AYAK UYDURAMADIĞINDAN KİREÇ OCAKLARI KAPANMIŞTIR.

March 12

TÜRKİYEM

 
 
 
GÖRÜŞVE TEMENNİLERİNİZİ BEKLİYORUM.
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Slm spacesiniz çok güzel ve faydalı olmuş hayatınızda ve spaces çalışmalarınızda başarılar diler alanıma beklerim.Saygılarımla.
26 May
H.KÜBRAwrote:
14 Mar.

SELAMÜN ALEYKÜM.Hayırlı haftalar dilerim.
9 Feb.